26.05.08 - 21:51
Nihayet banklar boşaldı da bir buçuk saatlik geçici ikametgahımı buldum. Hemen karşımdaki otobüs “oraya” bir gecelik mesafede. Ona katılmalı mı katılmamalı mı? Ben bunları düşünürken ritmik biplemeler eşliğinde geri viteste ağır ağır ilerliyor.
Ona el sallıyorum, içinde hiçbir tanıdık yüz olmayan otobüse.
Kimseyi uğurlamadığımı fark eden yazıhaneci manyakmışım gibi suratıma baktı.
Siktir ettim! 22:05
22:13
Oturduğum bankın tahtalarını ısıttım. Ama rüzgar serin. O otobüs karşıdan gelen serin yeli kesiyormuş. Ben de artizlik derdindeyim, pehh!
Asık surat, iki haftalık seyrek sakal ve ciddi gözlerle uzun pozluyorum boş peronları. Işık doygun, yürüyenler flu.
Karşımda bir hapçı. Kafası güzel.
Kafasını dağıtmak istiyorum. Kulağında bir kulaklıkla ileri geri sallanıyor.
Hava serin, vücudumu titreşime aldım. 22:22
22:37
Bu kadar artizlik yeter, deyip sırt çantamı açtım. Ta dipteki svetşörtü(nasıl yazılıyorsa artık) ararken yanımdaki herif ayağa kalktı ve birden yok oldu.
Ananıskiyim! Ben mi sarhoşum yoksa?
Telefonda fazlaca bir suskunluk var. Hattın diğer ucundaki sarhoş cevap konusunda biraz nazlı. İkinci sayfa taslaklarda kayıtlı.
Yalnızlığı yenmek amaçlı dikkat çekme çabasına kurban gidecek bu yazı. Cevap gelmeden ikinci mesaj.
Bu gece fazla içtenim… 22:42
22:45
“İletildi: Phoibe”
Bilinmeyen bir bilinen beklemeye alındı. 22:46
23:13
Sülükler, kahrolası geçmiş, vesaireler filan…
Bu harabeyi ben yaratmadım, insanları ben katletmedim. Öyleyse kim getirdi bu koyu siyah yalnızlığı buraya, yanık topraklarımın ülkesine?
Boğazımdaki koca kütle göz yaşlarımın yolunu tıkıyor.
Önümdeki pencereden gördüm az önce. Bazı yerlerin tampon bölgeleri var, bazılarının yok. Kimi tabelalar mesafeli duruyor. Kimileri de üstüste.
Çapraşık hayatlarımız da öyle aslında. Kimilerinin aşılmaz mesafeleri var, az ama sabit.
Kimileri dipdibe yanaşık düzen…
Kimileri de, bunlardan başka, iç içe. Ayrılmıyor, ayrılamıyor.
Virajlar yolu biraz daha uzatıyor. Düşünmek, yazmak için bolca vakit var.
Neyse karıştırdım konuyu yine. Bir öpücüğün bu denli uzak olduğunu bilseydim bu denli sıkılır mıydım, bilemiyorum.
Ha, ne diyorduk? Şu sülükler… Biraz zayıf bünyelerde bağımlılık yaratıyorlar. İnsanların zayıflıklarından yararlanıyorlar, hayatlarını da öyle devam ettiriyorlar.
Farz-ül misal, şu tatlı su devrimcisi. Eşitlik, doğruluk, vesaire kavramlar üzerinden prim yapan bu sülük karısını aldatırken bir an tereddüt etti mi acaba?(Gerçek devrimcinin yolu bu mudur?)
Bİliyorum çok temiz bir soru olmadı ama temiz sorular temiz cevaplar içindir. Nereden tutsan elde kalan bu çürük karakterler neredeyse kendi beş para etmezliklerini utanmadan savunacaklar. Bir kıyas yapmak gerekirse, ben kendi beş para etmezliklerimden utanıyorum.
-Baş dönmesi nedeniyle ufak bir mola-
Bir mola yerinde bitti molam. Biraz da uyku ilave ettim işte. Klasik gece yolcusu, ne olacak ki?
Aslında molalar mola yerlerinde başlayıp biterler ama benimki biraz garip oldu. Metaforlar falan filan…
Sülüklerden filan bahsettim ama o kadar umursanmıyorum herhalde. Ben bir hikaye yaratıp onu yaşamaya çalışırken aslında bir yedek lastikten fazlası da olmayabilirdim. Ya da olabilirdim, ne bileyim?
Tıpkı Pınar gibi oldum, hakikaten kendi dünyamdan yayın yapıyorum. Pek yayıla yayıla olmasa da tekdüze bir ritimde ilerliyor.
Ama hepsinden de öte “eşittir”in soluna baktığımda görünen manzara şu ki; her seferinde öğütledim yeniden ayağa dikilmeyi. Ama şimdi gerçekten salmış durumdayım ipleri. İnsanları içinden çekip kurtardığım bataklıktan şimdi kendim çıkamıyorum. Marifet, eli uzatanda değil elde imiş, desene…
Fin…